2010 YILI TÜM İNSANLIĞA KUTLU OLSUN... .

ERDOĞAN ASLAN

• 21/9/2008 - EGE'nin marifeti

 

 

 

 

 21.09.2008

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/6/2008 - İsmail VERGİLİ - ABD ve AB Türkiye’nin dostu mu, düşmanı m

Aziz Milletim (Türkiyem), yakın gelecekteki büyük tehlikenin farkında mısın? Türkiye Cumhuriyeti”nin, vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve devletin üniter yapısı parçalanmak üzeredir. Farkında mısın?
Ey Aziz Milletim, uyuyor musun? üzerine ölü toprağı mı serpildi?
Senin genlerinde “kölelik” yoktur. Senin genlerinde “özgürlük ve bağımsızlık erdemleri vardır. Atam, Büyük ATATÜRK, “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” derken; Türk olmanın faziletini ve yüceliğini vurgulamaktadır. “Ne mutlu Türküm diyene.” derken de, Türk olmanın ayrıcalığını ve üstün bir insan soyu olduğnu vurgulamaktadır. Ne var ki bugünlerde bazıları “Ne mutlu Türküm deme.” zorluğu içinde bulunmaktalar…
Aziz Milletim, Türkiye Cumhuriyeti”nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğü tehlikededir derken, konuyu abartmıyorum. Gerçekleri söylemeye çalışıyorum.
Ben bir Tarihçi, bir Diplomat, bir Hukukçu da değilim. Hatta bir Siyaset Bilimci hiçte değilim. Ancak söz konusu ettiğim tehlikeleri görmek için, illa da bir tarihçi, bir diplomat, bir hukukçu ve de bir Siyaset bilimcisi olmak gerekmiyor. Emekli bir Öğretmen olarak, bugün ülkemin içinde bulunduğu kötü koşulları görmek hiç de zor değil. Aklı başında olan her yurttaşın görmesi ve bilmesi gereken acı bir gerçektir.
İşte şimdi bu gerçekleri sırası ile anlatmak istiyorum. Bu gerçekleri anlatabilmem için, Türkiye Cumhuriyeti”nin, Dünya uluslarıyla olan ilişkilerine değinmek zorundayım. Bunu yaparken, tarihi (A’ dan, Z’ ye) kadar yeniden yazmayacağım. ABD ve AB ülkeleri, Türkiye Cumhuriyetinin dostu mu, düşmanı mı? Bu soruya yanıt bulmaya çalışacagım. Bunun için de yüzyılın başına dönmemiz gerekiyor.
600 yıllık koskoca Osmanlı İmparatorluğu, çeşitli nedenlerle, köhnemiş yönetimi sonucu,” Hasta Adam” durumuna düşer. Avrupa”nın emperyalist ülkeleri, bu hasta adamı tedavi etmeleri gerekirken, bir birlik oluşturup, hastanın boğazını sıkıp öldürüp, topraklarını paylaşma planlarını yaparlar. Haçlı Seferleriyle yapamadıklarını, “Sevr Barışı” ile yapmaya çalışırlar. Osmanlı Padişahı bu kötü koşul karşısında çaresiz kalıp, kendi ve ailesinin hayatını düşünerek, Sevr Barışnı kabul etmek zorunda kalır Anadolu dört bir taraftan kuşatılır ve işgal edilir.
Genlerinde özgürlük ve bağımsızlık olan Türk ulusunun bir evladı, hayatı pahasına bu kötü koşulda ülkesine sahip çıkar. Önder olur. Türk Kurtuluş Savaşı”nı yapar. Yedi düvel Avrupayı yener. Türk Ulusu”nun Atası olur. “ATATÜRK” olur. 24 Temmuz 1923 tarihinde, LOZAN’da çetin müzakereler sonucu, bugünkü sınırlarımız mağrur Avrupa’ya ve bütün dünyaya kabul ettirilir ve “LOZAN BARIŞI” imzalanır. Lozan Barışını imzalayan İngiltere temsilcisi, “Bu belgeyi imzaladık ama, gelecek zamanda bıı hakları geri alacağız.” der. Lozan Barışı Belgesi, Türk Ulusu”nun ” NAMUS- ŞEREF ve ONUR” belgesidir… ABD, Lozan Barış Antlaşmasını tanımamış ve imzalamamıştır…
Lozan Barışı”ndan sonra, 29 Ekim 1923¨te “Cumhuriyet” ilan edilir. Atatürk’ün 15 yıllık döneminde ve önderliğinde, Türkiye Cumhuriyeti tarihte görülmemiş bir kalkınma hızını yakalar. Millet-Devlet elele, “Karma Ekonomi” modeli ile, Kamu İktisadi Devlet Kuruluşları oluşturulur. Edirne” den, Van”a, Samsun”dan, Adana”ya kadar yurdun dört bir yanı “Demir yolu” ağı ile örülür. Yurdun her tarafında çeşitli fabrikalar kurulur.
Atatürk, ekonomist bir iktisatçıydı. Yaşamı tasarrufa yönelikti. Bu nedenle de yurt dışı gezileri pek yapmadı. Ancak dünya devlet adamları, adeta yarışırcasına Türkiye’ye gelip, Atatürk’le tanışıp, onun feyzinden yararlanmaya çalıştılar. Bu devlet adamları arasında mağrur İngiltere Kralı da vardır.
Atatürk zamanında kurulan fabrikalarda, Türk İşçisi iş sahibi olur.
Bir ekmek bulur, mutlu yaşamaya başlar. Bu mutlu yaşamın kaynağı olan (KİT.) ler, zaman gelir “özelleştirme” adı altında, tekelci sermayeye ve de yabancı sermayeye satıldı ve satılıyor. Ülkenin bankaları, fabrikaları ve hatta şehit kanıyla ıslanmış vatan toprağı satılıyor. Ülkenin içinde bulunduğu bu çıkmazı aşağıda daha geniş açıklayacağım. Bu kötü koşulun temelinde yatan acı gerçek bana göre şudur; Türk Milleti, Atatürk”ten sonra, Atatürk gibi bir devlet adamı yetiştirememenin sıkıntısını çekiyor bugün. 1945'lerdden bugüne kadar devlet adamlarımız bana göre uluslararası ilişkilerde, Türk’ün onurunu ve bağımsızlığını iyi temsil edemediler ve koruyamadılar.
ABD ile 1952' lerde yapılan ikili anlaşmalarla Türk Ulusunun bağımsızlığı adeta kösteklendi. ABD’ye bağımlı hale getirildik. ABD, her işimize burnunu sokar oldu. Adeta ABD’nin satranç taşı piyonu olduk. Kore savaşına katıldık. Bizim Kore Savaşında işimiz ne idi? Atatürk zamanında Kayseri’de kurulan uçak fabrikasında üretilen uçaklardan 12 tanesini o yıllarda Danimarka”ya sattık. üretilen uçakların bir kısmıyla da, Türk Hava Kurumuna pilot yetiştirilmede eğitim uçakları olarak kullanıldı. Ancak ABD, 1952'lerde Türkiye ile yaptığı ikili anlaşmalarla, Kayseri’deki bu uçak fabrikasını uçak bakım atölyesine dönüştürmeyi sağlamıştır. ABD, dünya uçak pazarını ortak olacak, kalkınmasını tamamlamış bir Türkiye”yi Asya, Avrupa ve Afrika üçgeninde kendisine rakip olmasını ister mi? Tabi ki istemez. İşte bu nedenlerle Türkiye’nin sanayii kalkınmasını ve teknolojik kalkınmasını bir şekilde durdurmak gerekiyordu. Bunu başardı. İkinci Dünya Savaşı sonunda NATO kurıldu. Türkiye, komunizm öcüsü ile Nato’ya üye oldu. soğuk savaş yıllarında, SSCB’ ne karşı Nato’nun ön jandarma karakolu olarak görev yaptı. SSCB’liği 1990'larda dağılınca, ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı kalmadı. Öküz öldü, ortaklık bozuldu. ABD, tek kutuplu dünyanın lideri oldu. ( BOP’u) uygulamaya başladı. Afrika, Ortadoğu ve Asya’daki Türk ülkelerine kadar olan enerji kaynaklarını eline geçirme eylemine girişti. Yoktan bahanelerle, Afganistanı ve Irak’ı işgal etti. Bu enerji kaynakları yolu üzerinde eylemine engel teşkil edecek bir ülke var. O’ da Türkiye’dir. O halde Türkiye’yi parçalayarak zayıflatmak gerekiyor. Bı nedenle de Türkiye Cumhuriyeti”nin üniter yapısını bozmak gereklidir. Bunun içinde Türk Halkını etnik yönden Türk-Kürt, inanç yönünden, Alevi-Sünni, ideolojik yönden Sağ-Sol gibi guruplara ayırıp, zayıflatıp halkı birbirine düşürmek gerekiyordu. Bunu başardı. Türk Halkının “ULUS” bilincini kırarak, ümmet toplumuna dönüştürülmeliydi, Ilımlı İslam modelini geliştirerek, bunu kabul ettirme çabasına girdi. Türk halkının asli unsuru olan, Kürt halkının bir kısmını örgütleyerek, bölücü örgüt “PKK”yı oluşturdu. PKK’yı sözde insan hakları ve özgürlük düşüncesi ile kışkırtarak, Türk askerini kalleşçe saldırıp şehit etme fırsatları yaratarak, çeşitli lojistik ve politik desteklerle Türk dostluğuna ihanet etmektedir.
Aziz Türk Milleti, ABD ve AB’nin, Türkiye”nin varlığını tehtit eden korkunç planlar içinde olduğnu biliyor musun? Şimdi bu plan ve tehlikeyi maddeleyerek açıklamaya çalışacağım:
1- Türkiye’yi eyaletlere bölecekler. Bunu biliyor musun?
2- Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu”sunda bir Kürdistan devleti kuracaklar. Türkiye’yi bölen bir harita çizilmiştir. Haberin var mı?
3- Türkiye’ye sözde Ermeni soykırımı kabul ettirecekler. Bınun sonucu olarak da, sözde Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un verdiği rakam bir milyon Ermeni”nin kan bedeli ödetilecek ve Doğu illerimizden toprak talep edilecek. Bunu da biliyormusun? Haberin var mı?
4- İstanbul”daki Rum Patrikhanesine ” EKÜMENİK”lik verilecek. Yani İtalya’daki “VATİKAN”gibi, İstanbul’ da da dini bir Rum Devleti kurulacak. Bunu da biliyor mıısun?
5- Kıbrıs bir Rum adası olacak. Haberin var mı?
6- Atatürk’ü sevmek bir suç olacak. Resimleri devlet dairelerinden indirilecek. Nitekim AB’nin istek ve dayatmasıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri Brövesinden Atatürk’ün resmi zaten çıkarılmıştır. Bunu da biliyor musun?
7- Türkiye’nin akar sularının kullanımı ve denetimi uluslar arası bir Komüsyona bırakılacak. Bundan da haberin var mı?
8- Lozan Barış Antlaşmasının içeriğindeki hükümlerin değiştirilmesi planlanıyor. Türk Halkının asli Unsuru Kürtler ve Aleviler azınlık olarak nitelenmeye çalışılıyor. Böylece Türk Devletinin üniter yapısı parçalanacak. Bundan da haberin var mı?
9- ABD, Irak’ta Türk Askerinin başına çuval geçirildi. Türk’ün onurıınu rencide etti. Bu kötü koşul karşısında yöneticilerimizin gıkı bile çıkmadı. Hani ABD, dostumuz ve de stratejik ortağımızdı? Yerin dibine batsın böyle ortaklık ve dostluk…
10- 1915-1918 yılları arasında, Avrupa’nın Emperyalist Devletleri birleşerek Anadolu’yu işgal ettiler. Bu işkalde, hain Ermeni çeteleri de düşmanla birleşerek, Türk Askerini kalleşçe arkadan vurdular. Bıı savaş şartları içinde, Türk Askerinin vatanını savunması ve kendini koruması sonucu savaş şartları içinde olan olaylarda, ölen Ermenilerin hainliği ve suçunu görmüyorlar da, Türkiye’yi sözde soykırımı yaptı diye 90 yıl sonra, suçlamaya çalışıyorlar. Bu düpedüz haksızlıktır. Tarihi gerçekleri inkar etmektir. Bu davranış çifte standartlıktır ve iki yüzlülüktür. Komşumuz Ermenistan yöneticileri de bu yalana inanarak, üzerinden asır geçmiş ve iyi olmuş bir yarayı kaşımaktadır. Bu davranış komşuluk ilişkilerine asla yakışmaz. Uyuyan arslanı uyandırmamak gerekir…
ABD ve AB ülkeleri bu Ermeni sözde soy kırımı sakızını çok çiğner oldular. Kendileri bir kez aynaya baksınlar. Kimi ve neyi göreceklerdir?
ABD, sen Kızılderili soykırımını yapmadın mı? Japonya’ya Atom Bombasını atıp, yüzbinlerce insanı öldürmedin mi? Vietmam”da kan dökmedin mi?
Afrika’da Somali’de 800 bin insanın ölümüne sebep olmadın mı? Afganistan”da kan dökmüyormusun? Demokrasi ve insan hakları havariliğinle, Okyanuslar ötesinden gelip, Irak’ı işgal edip, kadın, çocuk ihtiyar ve yaşlı demeden bir milyon insanı öldürmen soykırım değil midir? Sana bu cellatlık görevini kim verdi? Hele sen insan hakları ve demokrasi sözcüğünü hiç mi hiç ağzına alman yakışmıyor.
FRANSA sen, Cezayir”de soykırım yapmadın mı?
ALMANYA sen, 1940'larda Yahudi soykırımını yapmadın mı?
İNGİLTERE sen, Avustralya”da, Hindistan’da ve Kanada’da soykırımı yapmadın mı?

ALINTI

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 29/5/2008 - ERKEKLER MELEKTİR

 

Birgün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düsürür.

'Aman tanrım' diye bağırdığında bir peri belirir ve

'Ne diye bağırıyorsun?' der.

Ormancı baltasinı suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler.

Peri suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. 'Baltan bu muydu?' diye sorar. ormancı'hayır' diye cevaplar.

Peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta ile
tekrar belirir ve yine sorar.

'Baltan bu muydu? 'ormancı yine
'hayır' diye cevaplar.

peri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar.

'baltan bu muydu?' ormancı 'evet' der.

Ormancının dürüstlüğü perinin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir.

Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.

Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düser.

Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır. peri yine belirir ve sorar.

'ne diye bağırıyorsun?' ormancı 'karım suya düştü der.

Peri suya dalar ve jennifer lopez le birlikte geri döner.

'Senin karın bu mu?' diye sorar. ormancı 'evet' der.

Peri sinirlenmiştir. 'yalan söylüyorsun. gerçek bu değil' der.

Ormancı 'özür dilerim peri, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin, o na da hayır
deseydim karımla dönecek ve her üçünü de bana verecektin. ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim.
Jennifer Lopez e evet dememin sebebi budur.

Bu hikayeden alınacak ders :

Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardir ve bu başkalarının yararı içindir.

(Kendileri için birşey istiyorsalarsa ekmek çarpsındır )

VAR MI DAHA ÖTESİ ?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 23/5/2008 - İLHAN SELÇUK 'TAN BİR YAZI

 

İlhan Selçuk'tan müthiş bir yazı. Son cümlesi inanılmaz.

. Bu yazı dava edildi ama davayı ilhan Selçuk kazandı.

 

HANGİ PEZEVENK

 

İrticanın Dibi Yoktur...... ../ İlhan Selçuk

 

Amerika Irak'ı işgal ederken ne düşünüyordu:

Diktatör Saddam 'i devireceğiz, yerine demokrasiyi

kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor...

Ne oldu?.. Irak nerdeee?.. Demokrasi nerdeee?..

 

***

Amerika bir yandan Irak'ı işgal ederken öte yandan

Türkiye için ne düşünüyordu? .

'Ilımlı İslam Devleti Modeli...'

 

Kafaya bak sen!..

Irak için demokrasi...

Atatürk 'un kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti için

İslam Devleti Modeli...

 

***

Amerika'nın Irak'a donuk projesi fos çıktı...

Peki, Türkiye'ye donuk projesinden ne haber?..

Gelen giden haberlere, yorumlara, aklıevvellerin el

altından ve üstünden tezgâhlanan söylentilerine bakılırsa,

Amerika'nın aklı başına gelmeye başlamış...

Diyorlarmış ki:

- Ilımlı İslam Devleti Modeli macerası hem

Türkiye'ye uymadı, hem Amerika'ya zarar verdi...

 

***

İslam kutsal bir dindir...

Ama, ister ılımlısı olsun, ister radikali, 'İslam

Devleti Modeli' nin gerçek adı nedir?..

Tek sözcük:

İrtica!..

Peki, irtica nedir?..

 

***

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran

sokaklarında kadın avına

çıkmıştı...

 

O kadının başörtüsünden taşan saçı, bu kadının

türbanından taşan perçemi tesettüre uygun muydu, değil miydi?..

İrtica budur!..

 

Ama, irtica elbette bu noktada da durmaz...

Ahmedinejad ayni günlerde eski ve yaşlı kadın

öğretmeninin elini öperken fotoğrafçının objektifine yakalanmasın mı!..

İran?daki Hizbullahçılarda tepki kıyamete dönüştü...

 

***

Mürteci ne diyordu:

- Müslüman İran halkı, şeriata aykırı bu tür

davranışları affedemez!..

İrticainin dibi yoktur!..

İslam Devleti'nin ılımlısı, yumuşağı, serti olmaz!..

Allah adına ahkâm kesmek bir devletin düzeninde ağır

basmaya başladı mı, insan silinir gider...

İnsanin yerini kim alır?..

Mürteci!..

 

***

İşin en kotu yanı, yüce Allah, Hazreti Peygamber,

Kuranıkerim adına konuşan mürteci sürüsünün devlet düzeninde iktidarı

ele geçirdikten sonra, gün geçtikçe azmasıdır...

 

Bu takımdan biri, yolda yürüyen Bektaşi'nin ensesine

okkalı bir tokat vurmuş...

Baba hızla donup bakınca açıklamış:

- Ne bakıyorsun Erenler, bu tokat Allah'tandı. ..

Bektaşi:

- İmanım, demiş, elbette öyledir; ama Allah'ın bu

işi hangi pezevengin eliyle yaptırdığına bakıyorum...

 

Ilımlı İslam Devleti mi?..

Amerika bu isi hangi pezevenk marifetiyle Türkiye'de

tezgâhlamak istiyor?..  

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/4/2008 - TÜRK OLMAK !!

Osmanlı'nın borcunu ödemektir, hovarda babanın borçla yasayan evladı gibi.
Kosova'da ve Bosna'da, Bati Trakya'da ve Makedonya'da, bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabini vermektir.

Türk olmak,
Kıbrıs'ta, Hocali'de, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp, yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.

Türk olmak,
Lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini anlatamamaktır.
Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir suru asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir, sadece kuşatıp, Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığı için.

Türk olmak,
Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazin üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.

Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.
Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımada da misafir muamelesi görmektir.
Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, ayni zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.

Türk olmak,
Arabaya koşulan ilk atin vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği, her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta... kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.

Türk olmak,
Mostar'da köprüdür,
Kerkük'te kaledir,
İstanbul'da Kızkulesi'dir,
Anadolu'da buğdaydır,
Çukurova'da pamuktur,
Ege'de tutun,
Karadeniz'de fındık,
Trakya'da ayçiçeğidir.

Türk olmak,
Çanakkale'de ölmektir.
Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanene taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır.

Türk olmak,
Sabahları odana rahmet dolsun diye, cami açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir.
Balkon kösesine kuşlar için, kisin ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır.
Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.

Türk olmak,
harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekeliğini reddedip...
Tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile...
paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen...
Yedi düvele meydan okumaktır.

Türk olmak,
Askere davul-zurna ile uğurlanmaktır...
belki de dönmeyeceğini bilerek.
Türk olmak,
Annenin ardından' bir oğlum daha olsun, onu da göndereceğim' demesidir.
Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'vatan sağ olsun' demesidir.

Türk olmak,
Ecdadın yasadığı kıtlıktan dolayı, cayın yanında gelen sekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Ayni nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır.
Göz hakkına, diş kirasına saygıdır,
Türk olmak.
Evindeki bir kap asin yarısını tanrı misafirine vermektir.
Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.

Türk olmak,
Milli maçta ağlamaktır.
Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.
Türk olmak,
Aşkını ölesiye sevmektir.
Aşkı için ölmektir, öldürmektir.
Sevdiceginin elini bir kez tutamadan toprağa girmektir.
En güzel ask şiirlerini yüreğinde hissetmektir.
Eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak.

Türk olmak
Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir.
Mevlana'yı, Haci Bektas-i Veli'yi ve Hoca Yesevi'yi... -tek bir satirini okumasa da-
yüreğinde taşımaktır.

Türk olmak,
Saz çaldığında, ney üflendiğinde, koş dövüldüğünde ve kaval çaldığında yüreğinin derinlerinde bir sizi sezmektir...bir de Yemen Türküsü'nde...

Türk olmak,
Hayatin sana verdiklerine 'nasip', vermediklerine 'kısmet' demektir.
Her isin 'hayırlısına' inanmaktır ve 'feleğe' küfretmektir
ve ağlamamak için... çok gülmekten çekinmektir.

Türk olmak,
Asya'da batili, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.
ırk sözünü bilmeden yaşamak, Yaratılanı Yaratandan ötürü sevmektir.

Türk olmak,
Mahalle maçı için ayni saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir.

Türk olmak,
En zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor istir Türk olmak.

Türk olmak,
Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamle etmek, her çıkan başak için şükretmektir.

Türk olmak,
Medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/4/2008 - Kamberler köyünde Köy Enstitüleri

Bornova ve Kemalpaşa ADD Şubelerinin 1990 lı yıllardan beri ortaklaşa düzenledikleri Köy Enstitülerinin Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları her yıl bir ayrı köyde yapılmaktadır.

   Bu yıl, 21 Nisan 2008 tarihinde ve Kemalpaşa'nın Kamberler köyünde kutlandı.

   Bu kutlamaya hayli kalabalık bir misafir grubu katıldı.

   Çeşitli gösteriler ve konuşmaların ardından köy muhtarlığının hazırladığı yiyecekler konuklara ikram edildi.

  

         ADD Bornova Şubesinin Eski Başkanlarından ALİ KARLIDAĞ da yaptığı konuşma anında görülmektedir.


    Ali Karlıdağ ve Emekli Öğretmenlerden Erzurum'un Güzel sesi Turgut İbiş, Konuklara Müzik ziyefeti çektiler..

              Bornaovadan geziye katılan Eski İlköğretim Müfettişlerinden YILMAZ KANDEMİRCİ, Emekli öğretmenlerden  İbrahim Demirtaş,Ali Karlıdağ ve Mevlüt bey

        Kutlamaların yapıldığı Köy Meydanından Görüntüler....

        Kutlamaların yapıldığı köy meydanından Günün en çok beğenilen efe kıyafetli minikler yöre oyunlarını sergilerken...

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/4/2008 - VURULDUK EY HALKIM UNUTMA BİZİ

Dağ gibi kara yağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi…

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden.
Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi…

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. İnsanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…

Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi…

Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi…

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi… Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi…

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi…

 

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi… Bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi…

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi,
unutma bizi, unutma bizi…

                      

Uğur Mumcu
25 Ağustos 1975
Cumhuriyet Gazetesi

 

Bağlantı

• 25/2/2008 - "Cek"ler "Cak"lar Medeniyeti


Cek… cek… cek…
Medeniyet gele “cek”…
Cak… cak… cak…
Her şey çok güzel ola “cak”

“Cek” ler “Cak” lar medeniyeti…
Hedef belli yürüyoruz,
Lâkin bozduk niyeti,
Ara sıra ürüyoruz…
Hav… Hav… Hav…
Kimimiz avcı, kimimiz av...
Gözlerimiz bozuldu,
Biri iki görüyoruz…
Avcıyı gözünden tanıyoruz,
Kimimiz köpeği kurt,
Kurdu kedi sanıyoruz.
Miyaaaaaaaaav!.....

Dostum biz bu alemde,
Böyle “alem” yapıyoruz…
Arkamızdan gelenleri,
Halimize gülenleri,
İşte böyle tepiyoruz….
……….
Çifte atıp teptiğimiz,
Zor kendine gelir daha,
Ohaaaaaaa!.....

Hiç korkmayın, “ceğiz”, “cağız”,
En güçlü biz ola”cağız”,
İnanmayan baksın bize,
“Hava” doldu içimize,
Biraz daha nefes alıp,
Hava ile dolacağız…
Biz bir boğa olacağııııııızzzzzzz.
“Ula yapma bırak bırrrrrrrrrrraak!”
“Vırrrrrrraaaakk!”
GÜÜÜÜM!............
…………….ÖLDÜM!

Kaç yıl oldu “cek”tik, “cak”tık,
Hala “cek” ip “cak”ıyoruz,
Yorulmadık, yorulmayız,
Hedef belli! Koşuyoruz!...
Engelleri aşıyoruz…
Caka caka geliyoruz,
Bendimizi taşıyoruz…
Kendimizi yaşıyoruuuuuuuuuuuzz!..

Vatan için için millet için,
Herkes nasıl “cek”iyorsa
Biz de öyle “cek”meliyiz,
“Cek”mek bile yetmez bize,
Bir de üste “cak”malıyız…
Neden diye sorma sakın,
Çıkamayız sonra düze,
Hep beraber akın akın
“Cek” meliyiz arkadaşlar,
“Cak”malıyız arkadaşlar

!...................................?

Sen söyle be evladım,
Bizler neden böyleyiz?
Ben hala anlamadım…
Halbuki çok çalıştık,
Senelerce el ele,
Az “cek”medik, “cak”madık,
Çok yorulduk bir asır,
Hak kuvvet verdi dile,
Diller bağladı nasır…
Bu dert bize münhasır…

Evladım şimdi sana,
Bir görev veriyorum…
Nerde “cek” “cak” görürsen,
Acıma “vur” diyorum…
Temizle “cak” “cek”lerden,
Bu güzel memleketi…
İşte ben ölüyorum,
Son bir söz söylüyorum..

“Cek” “cak” ları öldürün!.....
Bu milleti güldürün!.....

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/12/2007 - YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...

          HERKESE MUTLU YILLAR...

          Henüz 2007  bitmiş değil..son demlerini TV karşısında eğlenmeye çalışarak yaşamaya çalışıyoruz..

 saat 21.20.. Televizyonlar da da doyurucu bir program yok...Her pazartesi keyifle izlediğimiz "ELVEDA RUMELİ"  var mı yok mu ? onu da bilmiyorum..

 Haydi Nice yeni yıllara...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/12/2007 - İstanbul Yedi Kule

                                  

 

 

Yedi Kule


Haber uçtu devlete de
Beş yıl yattım hapiste
Yedi düvel zindanından
Beterdir yedikule

Nargilem duman duman ah
Bayıldım aman aman
İstanbul güzel ama ah
Zabitleri pek yaman

Beş yıl bana yaraştı da
Nargilem buna şaştı
Hergün çizdim usturamla
Bağlamam doldu taştı

Sarma cigaram yanar ah
Çekerim ağır ağır
Tekkemiz güzel ama ah
Haber uçuranlar var

Nargilemin marpucu da
Gümüştendir gümüşten
Beş değil on beş yıl olsa
Ben vazgeçmem bu işten

Nargilem duman duman ah
Bayıldım aman aman
İstanbul güzel ama ah
Zabitleri pek yaman

                    

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Emekli öğretmen. bilgisayar sevdalısı.Programlamaya sevdalı

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
spaces Live
Benim blog
Forum
Blog Tagleri
imeem.com
Web Sayfam
Bilgisayar Dünyası
Huzur
ADSL KOTA Öğren
ADSL Test
Şecere
eSnips-Download
Bedavadanindir
Ali Ünüvar
ATAKÖYLÜ

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
turgutibis