sinasos 1923

Sinasos (Mustafapaşa).
 
Kiliseleri, manastırları, ayazmaları, medreseleri, kervansarayları ve her biri sanat eseri olan konaklarıyla, yardımsever insanlarıyla Sinasos'un dünyada bir eşi daha yoktur.
Sinasos, 1923 nüfus mübadelesine kadar önemli bir Rum yerleşimiydi. Mübadeleden sonra kasabaya köylülerin isteğiyle 19.yy’da su getiren Mustafa Paşa’nın adı verilmiş.
Yakın zamana kadar yalnızca turistlerin ziyaret ettiği, Türklerin pek uğramadığı bir kasabaydı Mustafapaşa. Özellikle 2002-2003 yılları arasında çekilen Asmalı Konak dizisi kasabanın ülke çapında tanınmasını sağladı. O günlerde benimde yolum Ürgüp ve Sinasos'a düşmüştü. Kasaba Asmalı Konak’ın burada çekilmiş olması nedeniyle ziyaretçi akınına uğruyor, ancak gelenler yalnızca konağı gezip, gidiyordu. Dizi sevgisi tam anlamıyla çılgınlığa dönmüştü. Ürgüp Belediyesi dizinin anıtını dikerken, vatandaşlar dizide oynayan bebeklerle bile resim çektirmek için geceden sıraya giriyordu. Ürgüp'te kaldığım otelin yanında çekimlerin yapıldığı konak yer alıyordu, konağa bakan odalar manzaralı kabul edildiği için iki kat daha pahalıya satılıyordu. Gece yarısına kadar süren çekimleri çevredeki tepelere evlerin çatılarına doluşmuş insanlar izliyor, kimisi para ödeyerek girdikleri sette oyuncuların oturduğu koltuğu öpüyor, kapı tokmaklarını yalıyordu. Ne diyeyim ki başka, Allah o günleri bir daha göstermesin(!)
Kasabadaki konutlar, hem üstün işçilikleri, hem de iklimle ve topografyayla uyumlarıyla dikkat çekicidir. Mübadeleye kadar, 700 civarında taş konağın bulunduğu bilinen kasabada 94 yapı tescil edilmiş 211 yapı da korumaya alınmış. İlk dönemlerde Sinasoslular çevrede kayalara oydukları evlerde yaşıyormuş. Daha sonra mağaraların girişlerine odalar inşa etmişler ve ortaya karma yapılar çıkmış. Araştırmacılar kasabada imar faaliyetlerinin Tanzimattan sonra yoğunlaştığı ve konutların çoğunun 1860-1920 arasında büyük paralar harcayarak yapıldığı kabul ediyor. Konakların içi de duvar resimleri ve tavan süslemeleriyle bezenmiştir. Eskiden kasabanın beş mahallesinde Rumlar oturuyormuş: Gavras, Yeni Mahalle, Kipos, Kapalos ve Lulas. Kasabanın girişindeki Kapalos mahallesi en son ve yeni kurulan mahallesiymiş. En güzel evler buradaymış, duvarlarla çevrili bahçeleri varmış.
Kasabadaki tarihi bölgede betonlaşmaya izin verilmiyor, evler eskiden olduğu gibi kesme taş ve ahşaptan yapılıyor. Kasabanın büyük ölçüde SİT alanı inşa edilmiş olması nedeniyle Anıtlar Kurulu'ndan izin alınmadan tek bir çivi bile çakılamıyor, bu yüzden sürekli göç veriyor. Bir çok tarihi ev restore edileceği günü bekliyor. Restore edilmiş ondan fazla konak ise turistik işletme olarak kullanılıyor.
KÜÇÜK ASYA’NIN ATİNA’SI
Sinasos'u diğer Rum yerleşimlerinden farklı kılan olgu, Kapadokya Rumlarının anadilinin genellikle Türkçe olmasına karşın, Sinasos Rumlarının ana dillerinin Rumca olmasıydı. Bu Sinasos'u kültürel olarak öne çıkarıyordu. Kasabanın zenginliği ise gurbetçilerden kaynaklanıyordu. Eskiden kasabanın Rum erkeklerinin çoğu gurbete çıkar ve genelde yılın 8-10 ayını İstanbul’da geçirirlermiş. İstanbul’da 13. yüzyıldan beri havyar ticareti yaparak zengin olmuş Sinasoslu tüccarlar memleketlerine görkemli konaklar inşa ettirdikleri gibi, kasabanın kalkınması için büyük paralar harcamışlar. Özellikle eğitime büyük önem vermişler. Kapadokya’nın en ünlü Rum okulunu da 1821 yılında Sinasos’ta inşa etmişler. Başka kentlerden bile öğrencilerin okumaya geldiği bu okulda eski Yunanca, Türkçe, Fransızca, matematik, din, tarih, müzik ve resim gibi dersler veriliyormuş. Okula yurtdışından öğretmenler getirtilmiş. Bugün konakların duvarlarında görülen resimler, bu sanatçılar tarafından yapılmış. Rumlar gerek maddi zenginliği, gerekse de kültürel anlamda gelişmişliği yüzünden kasabayı Küçük Asya’nın Atina’sı olarak nitelendiriyormuş.
ANADOLU'NUN GÖBEĞİNDEKİ MAKEDONYA
1908 yılında kasabada 600 Rum ve 150 Türk aile yaşıyormuş. Yüzlerce yıl birlikte ve barış içinde yaşayan Türklerle Rumlar, 1924’de birbirlerinden gözyaşları içinde ayrılmışlar. Giden Rumların yerine Yunanistan’ın Kastorya kentinin Jerveni köyünden mübadiller yerleştirilmiş. Mübadiller geldikleri yerlerin havasını Anadolu’nun içlerine taşımış. Bunu bugün bile hissetmek olanaklı. Kasabanın yarısını oluşturan mübadiller Makedonca konuşmayı hala sürdürüyor yemeklerini, müziklerini ve geleneklerini de yaşatıyor.
Kasaba ve çevresinde Bizans dönemine tarihlenen kilise ve manastırlarla, yakın dönemde inşa edilmiş Rum kiliselerini bir arada görmek olanaklıdır. 20.yy başında Rumların köyde, 2 büyük kilisesi, 30 civarında da kayaya oyulmuş kilisesi varmış.
Bunların en görkemlisi ve sağlamı kasabanın merkezindeki Hagios Konstantinos ve Hagia Eleni Kilisesidir. Kilisenin giriş kapısının üstündeki yazıtta 1729 yılında inşa edildiği, 1850 yılında da onarıldığı anlatılır. 1895 yılında fresklerle bezenen kiliseye bir çan kulesi eklenmiştir. Ancak resimleri zaman içinde yok olmuştur. Düzgün kesme taştan inşa edilmiş kilise bazilikal planlıdır.
Kasabanın bir diğer büyük kilisesi Yeni Mahalledeki Taksiyarhis imiş. Bu kilise zaman içinde yıkılarak, yok olmuştur.
MANASTIR VADİSİ
Kasabanın çevresindeki vadilerde kayalara oyulmuş bir çok kilise ve manastır bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Manastır Vadisi'ndeki Hagios Nikolaos Manastırıdır. Kasabaya 1 kilometre uzaklıktaki manastırın büyük olasılıkla 8. ya da 9.yy’da inşa edildiği sanılır. Manastırın mübadeleye kadar kullanıldığı bilinir. Manastırın kilisesi büyük bir kaya konisinin içine oyulmuş haç planlı bir yapıdır. Kilisenin içi definecilerce kazıldığı için yer yer çökmüş ve mekanlar birbirine karışmıştır. Avlusunda mezar taşları ve cilt hastalıklarına iyi geldiği kabul edilen bir ayazma (su kaynağı) vardır. Buradaki ağaçlara evde kalmış kızlar ya da çocuğu olmayan kadınlar kumaş bağlayarak adak adarlarmış. Bu geleneğin günümüzde de sürdüğü görülmektedir, zira ağaçların üstü çaputlarla doludur. Bu manastırın 100 m. kadar güneyinde kayalara oyulmuş bir başka şapel bulunmaktadır. Hagios Ioannes Prodromos’a (Vaftizci Yahya Peygambere) adanmış şapelin önündeki suyun sıtma hastalarına şifa verdiği kabul edilir.
Hagios Nikolaos Manastırından sağa doğru 500 metre kadar gidildiğinde de Sinasos Kilisesine ulaşılır. Kayalara oyulmuş bu kilisenin 19.yy’da yeniden resimlendiği sanılır. Manastıra giden yolun üzerinde kayalara oyulmuş birkaç şapel daha bulunmaktadır.
Mustafapaşa’nın kuzeybatısındaki Gömede Vadisinde de Hagios Basileos Rum Kilisesi vardır. Burası Kapadokya’da 20.yy başına kadar resimlendiği bilinen tek kaya kilisesidir. Kilisenin içine merdivenlerle inilir. Zemin kattaki kilise, bir sıra sütunla birbirinden ayrılan iki bölümden oluşmaktadır. Kilisenin tavanında da Pantokrator İsa, diğer duvarlarında da madalyon içine alınmış aziz ve havari resimleri vardır. Kapısı kilitli tutulan kilisenin anahtarları Mustafapaşa’daki turizm bürosundadır. Bu kiliseyi ve kasabadaki diğer kiliseleri gezebilmek için bürodaki görevliyi bulmak gerekir.
Kasabanın en eski camisi ise 1601 yılında yapılan Merkez Camii'dir. (Cami-i Kebir) Sipahi Cami (1834) ve Şeyh Ali Camisi de (1802) kasabadaki diğer tarihi camilerdir.
1982 yılında onarılan Mehmet Şakir Paşa Medresesi ise yakın zamana kadar ticaret merkezi olarak kullanılıyordu. Mustafapaşa Belediyesi, kendi mülkiyetindeki medreseyi ve eski Rum konaklarından birini 25 yıllığına özel bir vakfın kurduğu Kapadokya Meslek Yüksekokulu’na tahsis etti. Şimdi bu küçük kasabada bir üniversite bile var. Medresenin bitişiğindeki kervansaray ise günümüzde bir halı atölyesi ve satış mağazası olarak hizmet veriyor.
NASIL GİDİLİR?
Soğanlı (Kayseri) yolu üzerindeki Mustafapaşa Ürgüp’e 6 km, Nevşehir’e 26 km uzaklıktadır. Ürgüp-Mustafapaşa arasında düzenli araç seferleri bulunmaktadır. Mustafapaşa Kayseri Havaalanına 70 km, Nevşehir Havaalanı'na 50 km uzaklıktadır. Alıntı
 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !